Kriz karşısında iktidar, muhalefet ve halk

Burak Cop

Kriz karşısında iktidar, muhalefet ve halk

Burak Cop
ABC Gazetesi, 15 Ağustos 2018

İktidarın ekonomik kriz karşısında nasıl bir konum alacağı belirginleşti. Özellikle Gezi’den beri her toplumsal/siyasal krizde yapılan tekrarlanacak. Saflar sıklaştırılacak, gerçek ya da muhayyel düşmanlar belirlenecek, krizin asıl sorumlusunun onlar olduğu anlatılarak toplumun öfkesi onlara yönlendirilecek, bir yandan da yeni müttefikler elde edilmeye çalışılacak.

İktidarın başka türlü davranması, kamuoyu önünde krizi rasyonellikle ele alması mümkün değildir. Kapalı kapılar ardında gelişmeler olanca gerçekliğiyle ele alınabilir. Kameralar önünde ise, asla.

Kontrol altına alınan medyanın -meşrebine göre- toplum ya da sermaye adına iktidarı denetleme imkânı kalmadı. Kitle mobilizasyonu halkın dini değerleri ve milliyetçi duyguları istismar edilerek, bugünün sorunları karşısında övünç duyabileceği bir geçmiş bulma arzusu kaşınarak ve komplo teorileri aracılığıyla akıl yürütme biçimi basitleştirilerek sağlanıyor.

Üniversiteler sindirildi. İfade özgürlüğü sürekli baskı altında tutuluyor ve on milyonlarca insan sosyal medyada en ufak bir eleştiri paylaşmaktan korkuyor.

Böyle bir ülkede krizleri rasyonel çerçevede ele alıp açıklamak iktidar açısından tercih edilmeyeceği gibi mümkün de değildir. Muhtemelen sonbaharda ağırlaşacak olan kriz, alınan bazı yanlış kararların veya ABD ile sürtüşmenin değil, bizatihi Türkiye’deki sermaye birikim modelinin sonucudur.

****

Rant dağıtımı, hangi sermaye grubunun güçlendirilip hangisinin zayıflatılacağı kararları doğrudan siyasi iktidar tarafından belirleniyor. Bu da inşaat sermayesi başta olmak üzere kimi sermaye fraksiyonlarının; ülkenin kazandığından fazlasını harcadığı, sattığından fazlasını satın aldığı, borçla büyüdüğü ekonomi politikalarıyla kayrılması suretiyle yapılıyor.

Dolayısıyla krizi özeleştiri ve gerçekçilikle karşılamak, Türkiye’deki hâkim sermaye birikim modelinin ve onun üstyapısını oluşturan siyasi yönetim modelinin yadsınması anlamına gelecektir. Bu mümkün olamayacağına göre faturayı Trump’a kesmek daha işlevseldir. Üstelik altı ne kadar boş olursa olsun Amerikan karşıtlığı güttüğünüzde bunun toplumda her zaman bir karşılığı olacağından emin olabilir ve iç siyasette yanınıza bazı müttefikler çekmeyi umabilirsiniz.

****

İktidar yalnızca Amerikan gıda tekellerinin talimatları doğrultusunda tütün, pancar vb. ürünler eken çiftçiyi yoksullaştırarak Türk tarımını çökertip hemen her ürünü ithal etmek suretiyle cari açığı büyütmedi. Bir yandan da militarist politikalar güderek Batı’ya bağımlılığımızı arttırdı. “Milli tank” Altay’ın motoru Alman, “milli saldırı helikopteri” ATAK’ın motoru Amerikan malıdır. Amerikan Kongresi Türkiye’ye F-35 satmama kararını kaldırırsa iktidardakilerin derin bir nefes alacağı kesindir.

2001 krizi ne denli anayasa kitapçığının fırlatılmasına bağlıysa, doların alıp başını gitmesi de o denli Brunson krizine bağlıdır. Çünkü dolar zaten 5 yıldır istikrarlı biçimde artıyor; 2013’te 2 TL’nin, 2015’te 3 TL’nin üzerine çıktı. Bu yıl Nisan ayında 4 TL’ye ulaştı.

Bir ülkenin dış borçları milli gelirinin yarısından fazla, cari açığı ise milli gelirinin %6’sı kadarsa o ülkenin ABD ile sürtüşmeye girdiğinde parasının değer kaybetmesi şaşırtıcı değildir. AKP’nin iktidara gelişini takip eden 15 yılda dolar cinsinden özel sektörün dış borcu 7 kat, ülkenin cari açığı 13 kat arttı. Böyle bir ülke küresel kapitalist jargonla “kırılgan” bir ülkedir.

****

İktidar müsebbibi ilan etti: Dış kaynaklı saldırı. Bir milli seferberlik havası içinde halka döviz cinsinden kefen parasını bozma çağrısı yapılıyor. İki yıl önce de, henüz Trump başa geçmemişken yine bir dalgalanmada aynı çağrıların yapıldığını kaç kişi hatırlar bilinmez ama bu davete icabet etmeyecek kadar işini bilenler de dâhil olmak üzere iktidar destekçileri alkışla karşılık veriyor.

Beri yanda “doların artışına sevinenler” gibi muhayyel ya da “sosyal medyada panik havası yayanlar” gibi müphem gruplar hedef tahtasına oturtuluyor. Gerçeklik-sonrası dönemin ruhuna uygun biçimde, ekonominin kötü gidişinden ekonomi yönetiminin başına damadını getirenin dışında herkes sorumlu tutuluyor.

Türkiye’de 2002’den 2017’ye aile gelirinin borca oranı tam 10 kat artarak %4,7’den %47’ye çıktı. Zira büyümenin iki motoru kamu harcamaları ve iç tüketim. Vatandaşın borçlanarak harcaması AKP’nin ekonomi modelinin temelinde var. Ama deniz bitince kabahatli, 2000 lira maaşı olduğu halde 5000 liralık akıllı telefon alan oluyor.

****

Peki muhalefet neden bu gerçeklerin altını çizerek iktidarın krizin başlıca sorumlusu olduğunu yüksek sesle ilan etmiyor? “İktidar bize dış güçler karşısında birlik beraberlik içinde olmama suçlaması yöneltir” diye düşünülüyorsa, “filancalar ne der” kaygısına dayalı bir öğrenilmiş çaresizliğin içselleştiği açıktır.

Ancak başka bir olasılık da söz konusu. Krizin, şiddetli hayat pahalılığı ve kitlesel işsizlik gibi etkilerinin Eylül-Ekim ayları itibarıyla yaşanacağı öngörüsünden hareketle doğru zaman bekleniyor ve o zamana kadar da iktidara hedef saptırması için koz verilmek istenmiyor olabilir. Hangi olasılığın geçerli olduğunu bir süre sonra öğreneceğiz.

****

Gelelim verdiği oyla yaşadığı sorunlar arasında bağlantı kurmamakta ısrar eden seçmen kitlesine.

Türkiye’de dolar 4 liranın üzerine seçimden 2,5 ay önce çıktı, hayat pahalılığı seçimden önce hissedilmeye başlandı. Toplumsal sorunların ağırlaşması, toplumsal bir çözülmeyi beraberinde getiriyor. Ancak Erdoğan kültü etrafında oluşmuş, kendi sembollerine, tarih anlatısına ve eklektik “ideoloji”sine sahip bir “alternatif milli kimlik”, ülkede olup biten iyi veya kötü şeylerden bağımsız olarak milyonlarca seçmenin oy tercihini belirliyor.

Halkın bir kısmının deyim yerindeyse “faşizmi arzuladığını” tespit etmek elitizm değildir. Elitizm, yaptığı tercihin ne anlama geldiğinin bilincinde olan bir kitlenin aslında başka sebeplerden o tercihi yaptığını ısrarla savunmaktır. Çünkü bu tavır seçmenin “yetişkinliğini” yadsımakta, ona “çocuk” muamelesi yapmaktadır.

Medyanın kontrol altına alınmasından ötürü bu insanların paralel bir gerçeklikte yaşıyor oluşu, sorumluluklarını ancak kısmen azaltır. Gelmekte olan buz gibi duş onları uyandıracak mı yoksa bir türlü dinmeyen hınçlarını iyice mi bileyecek, yakında göreceğiz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.